Bugün yazdıklarımı, daha öncede birkaç kez daha yazmıştım. Her zaman yapılageldiği gibi kulak asan olmadı. İsmi gereksiz bir belediye başkanına konuyu açtım. "Hallederiz" dediyse de halledilme gerçekleşmedi. Karşılaştığımızda, yolunu kesip sorunun çözümlenmesini istedim. Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılı kovaladı, aynı aymazlık günümüze geldi.

Konumuz; yapaylık kokan Gazi Bedesten ismi. İlk gördüğümde yadırgadım. Burada eskiden beri bedesten denen bir yer yoktu. Peki bu "ucube" nereden gelmişti? Küçüğünden büyüğüne Karamanlılar, Türkçenin öz yurdu olduğunu övünerek anlatırlar. Karamanoğlu Mehmet Bey'i yerlere göklere sığdıramazlar. Günde önlerinden geçtikleri pirinçten yazıya bir bakan olmuş mudur? diye sorarım kendime.

Bedesten, baştan söyleyelim Türkçe değil, Farsçadır. Bizans imparatoru Jüstinyen, Ayasofya'nın vakfı olarak iki bedesten yaptırır. Bizans'lı tarihçi Kritovulos, olayı şöyle anlatır: "Sonradan Cevahir Bedesten adını alan, büyük bedesten veya iç bedesten, duvarları, tüccarların değerli eşyalarını, hırsızlıktan ve yangından korumak için kale gibi yapıldı. Kentin ekonomik odağıydı. Daha sonra ipekçiler için Sandal Bedesten eklendi." Bu günkü Kapalıçarşı'nın inşa edilen ilk binaları bunlardı.
İsmi konulan yerde bedesteni andıran bir yapı bulunmamaktadır. Ana yolun ismiyse Atatürk'ün anısı olan Gazi Paşa'dır. Her nedense "paşa" sözcüğü görmezden gelinmiş. Gazi Mustafa Kemal ilk okulunda açılan müzeye de Gazi Müzesi denilmiş. Sanırım Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e bir takıntıları var olmalı.

Meraklısına not; Sözlükte şöyle tanımlanıyor:
Bedesten, Osmanlı şehirlerinde kıymetli kumaşların, mücevherlerin ve değerli eşyaların alınıp satıldığı, aynı zamanda banka gibi güvenli kasa işlevi gören kubbeli ve kâgir (taş/tuğla) yapılardır.